Hep söylediğim şey bu sefer olmadı. Uyandığımda hava almak için pencereyi açtığımda birçok şeyin değiştiğini hatırladım… Yılın en sessiz sabahı sanırım artık 1 Ocak değildi. Herkesin dinlendiği, uyuduğu, gece kutlamalarında sızanların, sevdikleriyle geceyi uzun tutanların sessizleştirdiği o sabah yerini artık başka bir enerjiye bırakmıştı. Şimdi bu farkındalık beni hangi yollara götürecek yine merak içerisindeyim. Her şeye “rağmen” umut demiştim, her şeyle “birlikte” umut olarak düzeltiyorum ve hoş geldin 2025!
Yıkılan bir şehrin ortasındayım halen… Nesiller geçse de bir yerlerde mutlaka hatırlanacak bu durum ve zaten çok uzun zaman öncesinde bunu kabul edip yaşama sarılmaya devam etme sözü vermiştim kendime. Farkında olduğum şeyleri anlattığımda insanları korku ya da endişe kaplaması muhtemel bir durum ancak benim yaptığım şey ise bütün bunların farkında olup nerede duracağımı seçmenin ta kendisi.
Pencereyi açtığım bu sabah sakin olmayı zorlayan doğanın bütün hazırlığını şehrin yeniden inşasını yapanların sesi bozuyordu. Hemen yanımızda devam eden koca inşaatlardan gelen çekiç, makine ve çalışanların sesleri hayatın gerçekliğinin koca bir çığlığı gibi olabilirdi. Normalde böyle bir şeyden rahatsız olur değil mi bir insan? Hatta kendi adıma eski Ozan olsa, mutlaka bunları duyduğumda söylenirdim. Yok işte, öyle olmuyormuş… Değişen yaşamdaki yeni koşullara adapte olabilme becerimiz burada yine kendini gösteriyor. Ve kafanın içerisinde ama kalbinden gelen bir ses şöyle diyor… 6 Şubat 2023 sabahına kadar oralarda tanıdıklarımız, komşularımız, birçok insan yaşıyordu. Yıkılan hatta halen yıkılmaya devam eden şehrin içerisinde, önceden bizi rahatsız eden sesler; geride kalan insanlarımızın yeni evlerine dönebilme umudunu temsil ediyordu. Bir an önce bitsin de, herkes evine kavuşsun dileği…
Dönüp geçmişe baktığımda keskin bir ayrım olan deprem, bana birçok şeyi de fark ettirdi aslında. Sadece yıkılan binalar olmadı haliyle… Bazı düşünceler, inançlar, bakış açıları, insanlar, kültür derken her yerden bir şekilde yeniden inşa halindeyiz. Düşüncelerinin bir kısmında büyük değişiklikler yaşayan ben kendi içimde “yerinde dönüşüm” yapmaktansa yeni bir zeminde yeni bir ben hatta asıl beni inşa etme kararı almıştım. 2024 ise bu inşanın devam ettiği ve yine birçok noktada yaşadıklarımın bana getirdiği mesajlarla adımlar attığım bir yıl oldu.
Ağırlıklı olarak içimden geleni yaşamayı hep tercih ediyorum. Baktığında hep yaşıyorum da ama sadece bulunduğum yere göre dozu ya da formu değişiyor. İçinden geleni yaşama seçimi insanı mutlak surette ferahlatan, memnun ve tatmin eden bir his sürecine kavuşturuyor. Ancak bunu yapabilmek için yazının başında söylediğim gibi iyinin olduğu kadar kötünün de farkında olabilmek önemli bir eşik. Bu farkındalık belki de daha önce hiç tanışmadığın bir güçle buluştururken bir yandan da hayatın cilvesinin de ötesinde can sıkan, can yakan, moral bozan, bertaraf eden anları da görmene sebep oluyor. Her şey yolunda çünkü hayat böyle…
Yaşam yolculuğuma deneyimler biriktirmek olarak bakan ben, 2024’e dönüp baktığımda ne çok şeyin değiştiğine bir kez daha şahit oldum. Belki de bu yıl en çok söylediğim kelimeler; olabilir, mümkün, değişir olmuştur. Çünkü bütün yaşadıklarıma göre her şey olabilirdi, her şey mümkündü ve her şey değişirdi. Tahmin bile etmediğim şeyler oldu, mümkün kılma olasılıklarında gezindim ve her şey; ciddi anlamda her şey, herkesten önce ben, sevdiklerim, tanıdıklarım, yaşam, koşullar, olaylar, sonuçlar, bütün hepsi değişti.
Tek tek bütün deneyimleri yazmaya kalksam yaşadığım her anıdan bir kitap çıkması da olağan hatta belki de çıkmalı, aralarında anlatılmaya değer onlarcası var. Zaten hayatımda hep öyle olmadı mı? Önce yaşadım sonra ne olduğunu anladım. Diyorum ya yaşam bir deneyim yolculuğu, hayatın anlamı ise anlam yaratma yolculuğu diye. Çıktığımız yolculuklarda biriktirdiğimiz anlar, anılar bilinçli şekilde yaşandığında insanı başka bir boyuta doğru taşıyor. Sadece benim bu deneyim odaklı yaklaşımım geçmişte daha bilinçsizce kendini gösterdiği için bir yerlerde bazı işleri karıştırmış.
Bugün olduğu gibi kaosun ortasında çok rahat edebilen ben, geçmişte oluşturduğum karmaşıklıkların içinde de gayet rahat bir şekilde adımlar atmaya devam etmişim. Şimdilerde ise birbirine dolaşan düğümleri çözme, çözemediklerimi ise kesme eylemindeyim. Evet, kesmek. Zorlamaya gerek var mı? Elbette var. Zorlamalıyım. İsteklerim, hayallerim, hedeflerim, kendim, sevdiklerim için mutlaka zorlamalıyım. Mücadele etmekten, emek vermekten, çalışmaktan hayatım boyunca bir an olsun geri durmadım ki bundan sonrasında da geri durmayacağım. Ama öyle bir yer var ki… Tutmaya çalıştığın iplerin artık ellerini kanattığı, belki de seni uçuruma sürüklemeye devam eden hatta Atlas’ın omuzlarında olan ve herkesin hayatını yaşamaya keyifle devam ettiği ama Atlas’a da ağır gelen Dünya oluşturduğu his gibi bir eşik var. Ondan sonra istesen de istemesen de hayat diyor ki sana bırak. Bırak çünkü yıkılacak… Bildiğin, inandığın ya da öyle olduğunu sandığın her şey yıkılacak. Bırak çünkü değişecek… Bu değişime direnmek yerine değişimi keyifle karşılamayı öğren. Yaşam bize her şeye “rağmen” değil, bütün her şeyiyle “birlikte” güzellikleri de sunuyor. Ama işte canın yanması gerekiyorsa da yine bırak yansın, çünkü değişeceksin.
Karmaşıklıkları yaratırken ya da çözmeye çalışırken sebepler kavramdan, konudan, olaydan ya da insandan bir diğerine göre çok değişiyor. Bazen bir istekle, arzuyla, heyecanla ya da sevgiyle atılan adımlar bazense öfkeyle, intikamla, acıyla atılıyor. Böyle bakınca bütün evrensel işleyişte görüyorsun kaosun varlığını. Yaratım ya da çözümleme tarafı fark etmeksizin yapılanlar bilinçli olduğunda kaos dediğimiz şey pek de zorlayıcı olmuyor. O yüzden birçok sır insanın kendi derinliklerinde saklı. Hatta belki de hepsi…
Dünya’da yaşamına devam eden bizler, özellikle bizim ülkede bütün hikayenin başladığı aşamalarda tıkanıyoruz. Köklenmek, ayakta durmak, yer bulmak bunların da ötesinde hayatta kalabilmek. Bu denli farklı bakış açıları geliştirmemi sağlayan şey, büyüdüğüm bu topraklar oldu. Bu konuda kendimi çok şanslı buluyorum ve iyi ki diyorum her zaman. Elbette yine bu cümlelerim bilinçli şekilde görebildiğim için. Bunun bir de farklı bir yeri var… Arayan bir insan olduğunda karşılaştığın şeyler seni de şaşırtabiliyor.
Bütün bu his, konu, insan ya da yer değişikliklerimizin sebeplerinden birisi; bir yer arıyoruz. Her şeyden önce sağlıkla yaşayabileceğimiz, huzurlu ya da mutlu hissettiren, anladığımız ya da anlaştığımız, rahatın ve bolluğun içerisinde deneyimler elde edebileceğimiz, canımız yansa da içimizdeki yangınları söndürebilecek, sorular sorduğumuzda cevaplarını alabileceğimiz, heyecanını ya da sevgini dile getirdiğinde yanlış anlaşılmadığın hatta kullanılmadığın, herkesi kendin gibi sandığın ama bu sanmaların da evet öyleymiş diyip haklı çıktığımız, şansları eldeyken değerlendirebildiğimiz, kendin olabildiğimiz, kendi olabilenlerle olabildiğimiz bir yer arıyoruz.
Yeri aramak bazen güzel bazen zor, bazen heyecanlı bazen sıkıcı… Bütün bunlarla “birlikte” devam etmesi gereken bir arayış ama. Bıraktığında zaten yersiz olacağın için sorunlar tam olarak çözülmüş olmuyor. Arayışta olmak da sorunların tam olarak çözüleceğinin garantisini vermiyor. Çünkü insan ararken de hatalar yapıyor. Mesela yanlış yerde arıyor. Mesela yanlış şekilde arıyor. Mesela yanlış zamanda arıyor. Tam bunları düşünürken durdum ve kendime şunu sordum; peki bütün bunları nasıl çözebilirim? Çünkü apaçık belliydi ki benim hatalarım bunlarla paralel ilerliyordu. Kaotik deneyimlerin tam karşısında cevap, koca bir ışık gibi berraktı. Kendi yerini inşa et.
Tıpkı yeniden kurulan bir imparatorluk hikayesi gibi, kiralık evden kendi evine geçer gibi, kendi şirketini açar gibi, sevdiğin şarkının oynatma düğmesine basar gibi… Kendi enerjinle, kendi bakış açınla, kendi değerlerinle inşa et. İşte o zaman bütün arayışlar son buluyor demeyeceğim elbette ama en azından bu karmaşık arayış daha sana göre bir arayışa dönüşüyor. Yeniden inşa edilen bir şehirde bunları yazıyor olmak da pek şaşırtıcı bir durum olmasa gerek.
2024 bana haliyle çok şey yaşattı. Çokça deneyim, çokça anı, çokça insan derken olan her şeyin getirdiği şeyler beni yine bambaşka bir yere getirdi. Beni yakından tanıyanlar kötü ya da olumsuz şeyleri çok konuşmayı sevmediğimi bilirler o yüzden yine bunlar bende kalsın. Ama iyi şeyleri de güzellikleri de paylaşmayı bir o kadar severim. Evet, her biri kitap olabilecek deneyimler yaşadım ve almam gerekenleri alıp yoluma şimdi devam ediyorum. Sabah pencereyi açtığımdaki gibi, her şey çok değişti. Aslında bunu bu sabah da fark etmedim. Çünkü o kadar net görünüyordu ki bu değişimler, aksi zaten mümkün değildi.
Bir sonraki anda ne olacağını bilemediğimiz bu işleyişte nefes kesecek kadar güzel anlar yaşadım. Podcastlere devam edeceğim ve orada bütün bunlardan daha detaylı bahsedeceğim. Dokunduğum işlerin binlerce insana ulaşması, çevremdekilerin geri dönüşleri, yeni tanıştıklarım, zaten tanıştıklarımla yeni hikayeler, ilk defa yaptıklarım, ulaştığım hedefler derken hepsinin gerçekleşme anı kesinlikle nefes kesiciydi. 2024’ün “en”lerini sıralamam gerekseydi ve bunu farklı kategorilerde yapmış olsaydım bile, her durumda ilk sıra; 2024 boyunca yaşadığım anlara sesiyle eşlik eden Sena Şener ile tanışmam olurdu. Hatay’dan Adana’ya yolculuk yapıp harika bir konser ile 2025 için kendime bir hediye vermiştim. Ancak ben de kestiremezdim konserden daha harika bir anın hemen üzerine geleceğini. Yine hep dediğim gibi hayat sürprizlerle doludur. Benim için keyifli, coşkulu, anlamlı ve büyüleyici bir tanışmaydı. Hoş yıllardır bu kadar çok dinledikten sonra ilk defa olan kısmı yüz yüze olmasıydı. Ve iyi ki de oldu…
Evet… Yeni bir yıl yolculuğuna çıkarken yanımızda haliyle yepyeni şeyler götürüyoruz. Bir yandan da arkamızda bazı şeyler bırakıyoruz. Bunlardan bazıları kendisi orada kalmayı seçerken bazılarını da ben özellikle orada bırakıyor olacağım. Çünkü yapacaklarıma dair vicdanımın rahat olduğunu hissettiğim anda benle olmasını istediğim ne varsa ve olmuyorsa diyorum ki bırakma vakti gelmiştir. Bu bırakmalar insana zor gelip, can yakıcı olabilir. Ancak yapacak tek şey vardır…
Son 4 senede yaşadıklarımdan sonra hayatı bilinçli şekilde yaşamanın ne denli kritik bir eşik olduğunu gayet net bir şekilde anladım. Şimdi bu anlayışın bana getirdiği başka bir netlikle yaşamı bilinçli inşa etme yolculuğundayım. Akıntıya kapılmaktan, akışına bırakmaya, akışına bırakmaktan da akışı kendin için değerlendirebilmeye doğru giden bu yolculuk eminim ki bana yine muhteşem anlar getirecek. Bu muhteşemlikler yaşanılan olumsuzluklara rağmen değil onlarla birlikte gelecek. Ve yine ben, bütün bu anlarda nerede duracağımı seçebilmeyi seçiyorum. Hoş geldin 2025! Bize hep hoşluklar getir…